İlginç Matematik Hikayeleri...



MATEMATİKÇİ   
Balonla seyehat etmekte olan bir grup yolunu kaybeder ve biraz alçalarak aşağıdaki kişiye yaklaşırlar. İçlerinden biri aşağıya bağırır:
- Heyyy!.. Şu anda nerdeyiz?.. Aşağıdaki şahıs onlara şöyle bir bakar ve biraz düşünüp dalgın dalgın cevap verir:
- Bir balonun içinde ve oldukça alçaktasınız... Balondaki adam doğrulur ve arkadaşlarına:
- Biliyor musunuz bu adam matematikçi?.. der. Bunun üzerine balondaki diğer şahıslar bunu nerden anladığını sorduklarında şöyle yanıtlar:
- Birincisi, çok düşündü, ikincisi söylediği şey kesin olarak doğru... Üçüncüsü, bir işe yaramıyor...
Matematik Finali
4 tane üniversite öğrencisi, uyanamadıkları için matematik finaline geç kalırlar ve okula gidince hocaya arabalarının lastiğinin patladığını söylerler... Hoca ilk basta inanmaz ama öğrencilerinin yalvarmalarına dayanamayarak, onları 3 gün sonra sınav yapacağını söyler.
Sınav günü gelince hoca, 4 öğrencinin hepsini bos bir salonun ayrı ayrı köşelerine oturtur.
Sınav geçme sistemi şöyledir: 100 üzerinden 50 puan alan herkes sınavı geçebilir... Hocanın hazırladığı sınavda ise ön sayfada 10'ar puanlık 4 tane basit matematik sorusu vardır... Bunları kolayca çözerler.
Arka sayfada ise 60 puanlık 1 soru vardır: "Hangi lastik patladı?"
Ağanın atları:
          Zengin bir köy ağası vefat eder. Vasiyeti açılır. Mallarının yarısını(1/2) büyük oğluna, dörtte birini(1/4) ortanca oğluna ve beşte birini(1/5) küçük oğluna bırakmıştır. Bütün mallar paylaşılır ancak Ortada 19 tane de "at" vardır. 19'u ne ikiye, ne dörde, ne de beşe bölmek mümkündür. Köyün en akıllı adamına gidip akıl danışırlar. Adam da onlara yardımcı olabileceğini söyler. Der ki:
           -"Benim de bir atım var. Alın bunu size veriyorum. Oldu mu 20 at? Yarısını sen al bakalım (10). Dörtte birini de (5) ortanca kardeşin alsın. Beşte birini de (4) en küçüğünüze verelim. On, beş daha onbeş. Dört daha ondokuz. Verin bakalım şu bizim geriye kalan düldülü...!
Hızlı Kaplumbağa:
     Bu paradoks, Zenon Paradoksu olarak ta bilinir:

     Hikaye bu ya, kaplumbağanın biri yolda Carl LEWİS'le (Bu ismin gerçek hayatla hiçbir ilgisi yoktur!) karşılaşır. Kısa bir sohbetten sonra kaplumbağa, Lewis'e 100 metre yarışı teklif eder. Önce bu teklife gülüp geçen Lewis, kaplumbağanın gayet ciddi ve ısrarcı olması üzerine isteksiz bir şekilde teklifi kabul eder: 
     - Tamam yarışalım ama neyine güvenip benimle yarışmaya kalkıyorsun be birader?
Kaplumbağa, yalnız bir şartı olduğunu söyler:
     - Senden tek isteğim, ben yarışa 10 metre önden başlayacağım. Bu şartla beni kesinlikle geçemezsin. Ne o yoksa korkuyor musun?
Lewis kaplumbağanın şartını kabul eder. Yalnız kaplumbağa bir açıklamada bulunur: 
     - Yarışa başladığımızda sen benim ilk başladığım noktaya geldiğinde ben biraz önde olacağım(mesela 10 metre). Bu anda filmi dondurup farkı göre biliriz. Tekrar harekete başladığımızda sen ikinci kez yarışa başladığım noktaya geldiğinde ben biraz daha önde olacağım(mesela 10 cm). Tekrar hareket ettiğimizde benim son olarak geldiğim yere geldiğinde ben mutlaka senin önünde olacağım. Dolayısı ile sen hiçbir zaman beni geçemeyeceksin.
Bu sözleri duyan Carl LEWİS, yarışma fikrinden vazgeçer. Mâlum, itibar meselesi...
6 AYLIK MATEMATİKÇİ BEBEKLER
Bilim insanları, bebeklerin 6 aylıkken dahi, matematiksel hataları fark edebilecek kadar zihinsel yetenek geliştirdiğini savunuyor.
 NEW YORK - ABD’den ve İsrail’den bilim insanları, 6 aylık 24 bebek üzerinde bir deney yaptı. Deneyde bebeklere bir kukla şovu izlettirildi. Programda kuklaların sayısı artırılıyor ve azaltılıyor, bu sayede bebeklerin toplama ve çıkarma işlemlerine reaksiyonları ölçülüyor. Önceki araştırmalar karar vermenin ve işlem yetisinin çocuklukta 2 buçuk yaşından sonra gelişmeye başladığını varsayıyordu.
İzletilen videoda, ilk önce iki adet kukla görünüyor. Şov sonunda bir kukla ekrandan çıkıyor ve bir kukla kalıyor. Bu aşamada, ekran karartılıyor. Ekran yeniden aydınlandığında bir test başlıyor, bir ekranda tek bir kukla gösterilirken, diğer ekranda iki kukla birden gösteriliyor. Deneyde bebeklerin eksilen bir adet kuklayı fark edip fark etmediklerini ortaya çıkarılması hedefleniyor.

DOĞRU CEVAP; 2 - 1 = 1
Bebekler, iki kuklalı ekrana 8.04 saniye bakıyor, tek kuklalı ekrana ise 6.94 saniye bakıyor. Tek kuklalı ekran 2-1=1 işleminin karşılığı iken, iki kuklalı ekran matematiksel olarak ‘yanlış’ sayılıyor. Bu aşamada, bebeklerin iki kuklalı ‘yanlış’ sonucu içeren ekrana bakmaları bu yanlışlığı fark etmeleri ve bunu anlamaya çalıştıkları şeklinde yorumlanıyor. Tek kuklalı ekrana daha kısa süre bakmaları ise, bebeklerin doğru sonucu daha çabuk algıladıkları şeklinde değerlendiriliyor.

Deney sırasında bebeklerin kafalarına 128 adet sensör yerleştirildi. Bu sensörler beyindeki nörolojik faaliyetleri sinirlerden algılayarak bilgisayara aktarıyor. Yapılan analizlerde, bebeklerin matematiksel işlemler sırasında beyin faaliyetlerinin yetişkinlerin aynısı olduğu tespit edildi. 

Kaynak: 
Araştırma, ABD Bilimler Akademisi’nin yayın organı Proceedings of the National Academy of Sciences mecmuasında yayımlanmıştır.
MATEMATİK YETİSİ ÇOK ERKEN GELİŞMEYE BAŞLIYOR
Araştırma ekibinin başkanı Oregon Üniversitesi uzmanı Michael Posner, deney sonuçlarının bebeklerle yetişkinlerin matematiksel işlem süreçlerinin özdeş olduğunu, beyin anatomisinin bebekliğin çok erken evresinde veya ana rahminde şekillendiğini vurguluyor. Posner, “Deney, insanlardaki yargı koyma yetisinin bebekliğin en erken döneminde gelişmeye başladığını gösteriyor” diye konuştu. Önceki araştırmalar karar vermenin ve işlem yetisinin çocuklukta 2 buçuk yaşından sonra gelişmeye başladığını varsayıyordu.
 Alakargalar
Topladıkları palamutları daha sonra kullanmak üzere toprağa gömerler. Bazen günde 1.000 tane palamut gömdükleri olur. Ormanda her yer birbirine benzemektedir. Bu nedenle bir insan için bile ormanda bir yeri bulmak çok zordur. Peki alakargalar palamutları sakladıkları yerleri nasıl bulurlar? Çok akılcı bir şey yaparak, buralara işaret koyarlar. Bunun için de bazen ağaç dallarını, bazen de taş parçalarını kullanırlar. Yine de koskoca ormanın içinde toprağın altında bir yeri bulmak çok zordur. Fakat yapılan deneylerde bu kuşların aradan 9 ay geçtikten sonra bile palamutları buldukları ortaya çıkmıştır. bulamadıkları palamutlar da olur, Alakargaların unuttuğu palamutlar yavaş yavaş ormana dönüşür.
 İŞTE BU YALAN
Kral ülkenin yalancıları arasında bir yarışma açtı. "İşte bu yalan," diyebileceği bir yalan uydurana bir küp altın vadetti. Yalancılar akın akın saraya gelip yalanlarını söylediler, fakat yalanlar ne kadar akıl almaz olursa olsun kral hep, "olabilir, niye olmasın ..." gibi cevaplar veriyordu. Böylece hem eğleniyor, hem de bir küp altından olmuyordu.
Derken kahramanımız elinde boş bir küple huzura çıktı ve konuştu:
"-Rahmetli dedeniz bir savaşa çıkacaktı, ancak o günlerde hazinede yeterli para yoktu. Dedeniz dedemden bu küple bir küp altın borç aldı ve 'bu borcumu torunum torununa ödeyecek,' diye söz verdi. Şimdi, dedenizin borcunu bana ödemeniz için buraya geldim."
Kral, "işte bu kuyruklu bir yalan!" deyince adam, "o halde ödülümü alayım," dedi. 
Kral, "ımm şeyy doğru da olabilir" deyince adam, "o halde borcunuzu ödeyin" dedi :)
 On yedi deve  
Bir zamanlar, üç erkek evladı olan yaşlı bir adam varmış. Adamcağız, ölüm döşeğinde çocuklarını etrafına toplamış ve: 
“Evlatlarım ben bu dünyadan gidiciyim arkamdan birbirinizle çekişmeyesiniz diye malımı mülkümü şimdiden aranızda ben paylaştırmak istiyorum.” demiş Daha sonra, adam malının yarısını en büyük oğluna, üçte birini ortanca oğluna, dokuzda birini ise en küçük oğluna vermiş. 
Adam öldüğünde, çocuklar babalarının mallarını toparlamışlar. Kalan miras, on yedi deveden ibaretmiş. 
Bu durumda, çocuklar bunu babalarının istedikleri şekilde nasıl taksim edeceklerini düşünmeye başlamışlar. İşin içinden çıkamayınca da, çocukluk yıllarından beri babalarının arkadaşı olan başka bir ihtiyara danışmayı kararlaştırmışlar. 
Adam: 
“Biliyorsunuz ben fakir biriyim” demiş.” Yalnız bir devem var. Ama madem ki siz bu miras taksiminin içinden bu şekilde çıkarmıyorsunuz, bu deve de sizin olsun.” 
Adam, develeri bu şekilde on sekize tamamladıktan sonra, dokuz deveyi babanın vasiyeti uyarınca en büyük oğluna vermiş. Ortanca oğluna ise, üçte bir hisseyi, yani altı deveyi ayırmış. En küçük oğula da, dokuzda bir hisse için, iki deve vermiş. Sonra bakmış ki, bir deve artık kalıyor. 
Artık kalan kendi devesini geri alan adam, evine doğru yürürken, “Hikmetinden sual olunmaz” diye tekrarlayıp duruyormuş.

ÜÇGENİN TANIMI
İlkokulda, matematik dersinde öğretmen üçgenin alanını, cocuklara şu şekilde öğretmiş: Bir üçkenarlının alanı, yatayımı ile diklesiminin vuruşumunun, ikiye bölümüdür. Çocuk bunu güzelce ezberlemiş.
Akşam babası evde sormuş:
-Bu gün okulda ne öğrendiniz?
-Matematik dersinde, bir üçkenarlının alanını öğrendik babacığım
-Ya öyle mi, peki nasıl öğrendiniz?
-Bir üçkenarlının alanı, yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun, 
  ikiye bölümüdür.
Yavrum, yanlış öğretmişler size. Doğrusu : Bir üçgenin alanı tabanı ile yüksekliğinin  çarpımının yarısına eşittir. O sırada, bir yandan gazetesini okuyan, bir yandan da torunuyla oğlunun konuşmasını dinleyen dede, dayanamayıp söze girmiş :İkinizin de tanımı yanlış! Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesiyle irtifaının hasıl-ı darpının nısfına müsavidir.
MATEMATİĞİ BİLMEYEN İŞÇİ 
Sayın şantiye şefim; 
geçirmiş olduğum iş kazasından 
dolayı hazırlamış olduğum tutanağa "planlama hatası" diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama sebep olan hadiseler aynen aşağıda anlattım gibi olmuştur:
Bildiğiniz gibi ben bir duvar ustasıyım. 
İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman 
biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250 kg kadar olduğunu 
tahmin ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu. 
Aşağı indim ve bir varil buldum. Ona sağlam bir ip bağlayarak 
altıncı kata çıktım. İpi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya saldım.
Tekrar aşağıya indim ve ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım
. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım.
Bütün tuğlaları varile doldurdum ve daha sonra aşağı indim. 
Daha önce bağladığım ipin ucunu çözdüm. İpi çözmemle birlikte
birden kendimi havalarda buldum. Nasıl bulmayayım? Ben yaklaşık 
70 kiloyum. Varil ise içindekiler ile birlikte 250 kilo. Dolayısıyla
250 kiloluk varil süratle aşağıya düşerken beni yukarı çekti. 
Heyecan ve şaşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim. Yolun yarısında 
dolu varille çarpıştık. Sağ iki kaburgamın bu sırada kırıldığını
sanıyorum. Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple beraber çıkrığa
sıkıştı. Parmaklarım da bu sırada kırıldı. Bu esnada yere çarpan
varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı. Varil hafifleyince,
bu sefer ben aşağı inmeye, varil de yukarı çıkmaya başladı ve yolun 
yarısında yine varille çarpıştık. Sol bacağımın kavalkemiği de bu sırada 
kırıldı. Can havli ile ipi bırakmayı akıl ettim. Başımı yukarı kaldırdığımda
boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm. Kafatasımın da böyle çatladığını
sanıyorum. Bayılmışım, gözümü hastanede açtım.

KIRMIZI TOPUN HACMİ 
Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar.

Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş.

Fizikçi ise topu suya batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini bulabileceğini söylemiş.

Top son olarak mühendisin eline verilmiş, mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra:
"Bana kırmızı toplar kataloğunu bulun" demiş.

Google Plus İle Paylaş
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum:

Yorum Gönder



Faydalı Semboller: 
÷ × ½ √ ∞ = ≠ ≤ ≥ ≅ ≈ ~ ⇒ ±  ∈  Δ θ ∴ ∑ ∫ • π -¹ ² ³ ° ( ) [ ] a b ∠   ∟ ´ ´´     || Δ |x-y{ } ∩ ∪ ⊆ ⊂ ⊄ ⊇ ⊃ ⊅ ⊖ |A| Ø  1